Dünyaların Yok Edicisi
"Şimdi ben Ölüm oldum, dünyaların yok edicisi."
Atom çağını başlatan Manhattan Projesi'ne liderlik etti. Hayatının son yıllarını, yakılmasına yardım ettiği nükleer ateşe karşı dünyayı uyararak geçirdi.
J. Robert Oppenheimer, muazzam bir zekaya ve derin bir iç çatışmaya sahip bir adamdı. Manhattan Projesi'nin bilimsel direktörü olarak, insanlık tarihinin en önemli teknolojik sıçramasını —atom bombasının yaratılmasını— yönetti. Ancak bu başarı, onun yaşam boyu sürecek azabının kaynağı olacaktı. O, insanlığa yıldızların ateşini sunan modern bir Prometheus'tu; ancak bu ateşin şehirleri küle çevirmek için kullanılışını dehşetle izledi. Oppenheimer için bu başarı bilimin bir zaferi değil, geri dönüşü olmayan ahlaki bir eşiğin aşılmasıydı. Bu, insanın kendi kaderi üzerinde tanrısal ama yıkıcı bir güç elde etmesinin ağır bedeliydi.
16 Temmuz 1945'te saat 05:29'da, New Mexico çölü bin güneşten daha parlak bir ışıkla aydınlandı. İlk mantar bulutu yükselirken Oppenheimer meslektaşlarıyla kutlama yapmadı. Zihni Bhagavad Gita'nın kadim dizelerine sığındı: "Şimdi ben Ölüm oldum, dünyaların yok edicisi." O kör edici ışıkta, sadece bir silah yapmadığını, insanlığın kendi varlığıyla olan bağını kökten değiştirdiğini fark etti. Kaderin cilvesi budur ki, bilgelikten yoksun bilgi, sahibine sadece keder getirir. Bu idrakin ağırlığı, bombalar Japonya'ya düşmeden çok önce onu ezmeye başlamıştı.
Hiroşima ve Nagazaki'nin bombalanması, Oppenheimer'ı bir ulusal kahramandan, vicdanıyla boğuşan bir adama dönüştürdü. Başkan Harry S. Truman ile Oval Ofis'te yaptığı bir görüşmede, "Sayın Başkan, ellerimde kan olduğunu hissediyorum," dedi. Truman gibi pragmatik bir devlet adamı için bu "içine atmak" yerine dışa vurulan ahlaki kriz bir zayıflıktı. Truman ona ellerini silmesi için bir mendil uzattı ve daha sonra ondan "ağlak bilim adamı" diye bahsetti. Bu dışlanma, Oppenheimer'ın yalnızlığının başlangıcıydı. Canavarı o doğurmuştu ama artık onu kafese kapatacak gücü yoktu.
Savaş sonrası yıllarda Oppenheimer, nükleer silahlanma yarışının en gür sesli eleştirmeni oldu. Hidrojen bombasının geliştirilmesine, bunun "soykırım" silahı olacağını savunarak karşı çıktı. Bu dik duruşu ona güçlü düşmanlar kazandırdı. 1954'te, aşağılayıcı bir güvenlik soruşturmasına tabi tutuldu. Sadakati sorgulandı, geçmişi deşildi. Kurulmasına yardım ettiği güç merkezlerinden dışlandı. Hayatının son yıllarını Princeton'da, bir zamanlar atomun sırlarına hükmeden o dev adamın gölgesi olarak geçirdi. Mevlana'nın dediği gibi, "Dünle beraber gitti, cancağızım, ne varsa düne ait," ama Oppenheimer'ın dünü her zaman yarını tehdit eden bir gölge olarak kaldı.
Oppenheimer 1967'de, yarattığı eserin yükünü hala taşıyarak hayata gözlerini yumdu. Onun pişmanlığı atomun fiziğini çözmüş olması değil, ardından gelecek siyasi ve ahlaki çılgınlığı öngörememiş olmasıydı. O, trajik bir figür olarak kaldı; dehası dünyaya kendi sonunu hazırlayacak araçları sundu, ancak bizzat o dünya tarafından dışlandı. Ardında, nükleer bir bulutun gölgesinde yaşayan bir dünya bıraktı. Bilimsel ilerleme, eğer vicdanla harmanlanmazsa, sadece uçuruma giden bir yolu aydınlatır.
J. Robert Oppenheimer (1904–1967), Amerikalı bir teorik fizikçi ve Manhattan Projesi sırasında Los Alamos Laboratuvarı'nın direktörüydü. Genellikle 'atom bombasının babası' olarak anılır.
New York City'de dünyaya geldi.
Los Alamos Laboratuvarı direktörlüğüne atandı.
Dünyanın ilk nükleer silahının başarıyla patlatılması.
Siyasi baskılar sonucu güvenlik yetkisi elinden alındı.
Princeton, New Jersey'de 62 yaşında hayata gözlerini yumdu.
Manhattan Projesi: İlk atom bombasını geliştirmek için ABD liderliğindeki gizli çalışma.
AEC Danışma Komitesi: Hidrojen bombasına karşı çıkan komitenin başkanı.
Enrico Fermi Ödülü (1963): Bilimsel katkılarından dolayı siyasi bir itibar iadesi jesti.
Bilim insanlarının etik sorumluluğunun bir sembolü. Küresel nükleer silahsızlanma tartışmasını başlattı.
18 Şubat 1967'de 62 yaşında gırtlak kanserinden öldü.
Zamanda fısıldaşmak