Diplomasız Başkan
"Güç koridorlarında hep okumuş adamların arasında yürüdüm; ama bitiremediğim o diplomanın eksikliğini hep içimde, sessizce taşıdım."
Amerika'yı İspanyol-Amerikan Savaşı'nda zafere taşıdı ve 20. yüzyılda küresel bir güce dönüşmesinin temellerini attı.
Beyaz Saray'ın o görkemli, yankı uyandıran salonlarında William McKinley, muazzam bir gücün simgesi olarak duruyordu. O bir savaş kahramanı, kurt bir politikacı ve Amerika Birleşik Devletleri'nin 25. Başkanıydı. Ancak, Ivy League (Sarmaşık Ligi) diplomalarıyla övünen adamların çevrelediği Bakanlar Kurulu masasında otururken, o ağırbaşlı duruşunun ardında yakasını bir türlü bırakmayan sessiz bir gölge dolaşıyordu. Odadaki en güçlü adam oydu ama zırhında hep hayali bir boşluk, bir eksiklik hissediyordu.
Genç McKinley, maddi imkansızlıklar ve ağır bir hastalık yüzünden Allegheny Koleji'ni mezun olamadan bırakmak zorunda kalmıştı. Her ne kadar sonradan kendi çabasıyla hukuk okuyup baro sınavını geçse de, o "resmi" diplomasızlık hissi yıllarca içini kemirdi. Aslında bu pişmanlık bilgi eksikliğinden kaynaklanmıyordu; o çok okuyan, pratik zekası yüksek bir insandı. Onun acısı, nasip olmayan o onaylanma duygusunaydı. Belki de bu yüzden, kendi mahrum kaldığı bu hediyeyi başkalarına verebilmek için başkanlığı boyunca eğitimi var gücüyle savundu.
Ancak içine attığı bu sessiz güvensizlik, paradoksal bir şekilde onun en büyük siyasi gücü oldu. Etrafındakiler gibi elit bir akademik geçmişi olmadığı için McKinley, Amerikan işçi sınıfıyla o derin bağını hiç koparmadı. Kararlarını yüksek teorilerle değil, halkın pratik gerçekleriyle aldı. Yunus Emre'nin "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir" düsturunda olduğu gibi, o da kendi eksikliğini bilerek halkın neye ihtiyacı olduğunu gördü ve Amerikan ekonomisini yeniden şekillendiren altın standardını getirdi.
McKinley, uğur getirdiğine inandığı için yakasına her zaman kırmızı bir karanfil takardı. 1901 yılının sıcak bir Eylül öğleden sonrasında, Pan-Amerikan Fuarı'nda halkı selamlarken, yakasındaki o şanslı çiçeği çıkardı ve Myrtle Ledger adında 12 yaşındaki küçük bir kıza hediye etti. Saniyeler sonra, McKinley'in şansı tükenmişti. Kalabalıktan sıyrılan bir suikastçı öne çıktı ve iki el ateş etti.
Acı dolu son günlerinde bile, bir diplomadan mahrum kaldığı için kendini hep eksik hisseden bu adam, büyük bir zarafet sergiledi. Yaralarına yenik düşerken, eşine fısıldadığı son sözler tam bir teslimiyet barındırıyordu: *"Elveda herkese. Bu Tanrı'nın yolu. Bizim değil, O'nun iradesi olsun."* O, sessiz güvensizliklerini mezara götürdü; tarihin onu eksik diplomasıyla değil, inşa ettiği küresel imparatorlukla hatırlayacağından tamamen habersizdi.
William McKinley (1843–1901), 1897'den 1901'deki suikastına kadar görev yapan 25. ABD Başkanıdır.
Niles, Ohio'da işçi sınıfı bir ailede doğdu.
Hastalık ve parasızlık yüzünden Allegheny Koleji'ni bıraktı.
Amerika Birleşik Devletleri'nin 25. Başkanı olarak yemin etti.
Ülkesini İspanyol-Amerikan Savaşı'nda mutlak zafere taşıdı.
Buffalo'da vuruldu ve sekiz gün sonra hayata veda etti.
İspanyol-Amerikan Savaşı (1898): Amerikan etkisini küresel çapta genişleten kısa ve kesin bir çatışmada ulusa liderlik etti.
Hawaii'nin İlhakı (1898): Hawaii'nin stratejik olarak ABD toprağı olarak kazanılmasını resmileştirdi.
Altın Standart Yasası (1900): Altını kağıt paranın tek dayanağı haline getirerek ABD ekonomisini istikrara kavuşturdu.
Amerika Birleşik Devletleri'nin 25. Başkanı (1897–1901): Ekonomik büyüme ve uluslararası genişlemenin yaşandığı önemli bir dönemde görev yaptı.
Büyükbaş Binbaşı (1865): Amerikan İç Savaşı sırasında cesareti ve üstün hizmetiyle onurlandırıldı.
Kongre Takdiri: Ölümünden sonra liderliği ve ulusal birliğe olan bağlılığı nedeniyle onurlandırıldı.
Modern Amerikan emperyalizminin mimarı ve ülkesini küresel bir süper güce dönüştüren lider olarak hatırlanır.
14 Eylül 1901'de Buffalo, New York'ta, bir anarşist tarafından vurulduktan sekiz gün sonra hayatını kaybetti.
Zamanda fısıldaşmak